8 Aralık 2010 Çarşamba

Tiwaniku


Selamlar!
Bugün sabah La Paz’dan ayrılıp önce yakınlarındaki Tiwanaku isimli arkeolojik bir bölgeyi gezdik Tiwanaku La Pazın güneyinde 1 saatlik mesafede çok etkileyici bir yer.

MÖ 500 yılında bölgede yaşamaya başlayan Tiwanaku kabilesi, MS 400-1000 yılları arasında gücünü iyice arttırarak diğer kabileleri etkisi altına alarak bölgenin süpergücü olmuş ve bölgedeki en önemli prekolonyal medeniyeti meydana getirmişler(İnkalardan yaklaşık 400 yıl önce) ve daha sonra da esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuş.
Bu medeniyet bizim bildiğimiz eski medeniyetlerden epey değişik, çok geniş ve sembolik bir ruhani dünyaya sahipler, etraflarındaki kabileleri de bu şekilde etki altına alıp bütünleşmişler ve büyük ihtimalle silah kullanmadan çok geniş bir bölgeye egemen olmuşlar.
Tarım alanında çok ileri teknikleri bulmuşlar ve Bolivyanın yüksek bölgelerindeki gibi kurak bir iklimde çok çeşitli ürün üretilmeyi başarmışlar, güneş takvimi kullanmışlar, ama yazı kullanmadıklarından bu medeniyet ile ilgili bilgiler sınırlı.
Ruhani ve sembolik dünyaları belirli bazı zamansal ve uzamsal simgeler üzerine kurulu, bildiğimiz dinlerin hiç birine benzemeyen bilimsel özellikleri de oldukça yoğun bambaşka bir dünya.
Bu sistemde 3 ana seviye mevcut: Alapacha (gök), Akapacha (yeryüzü), Makapacha(yeraltı), düşünce şekilleri esas olarak bunlara bağlı gelişmiş. Antik kentte 3 tane önemli yapı var, her biri bir seviyeyi anlatıyor. 18 metrelik 7 katlı Akapana piramiti, ruhun yolculuğunun 7 evresini temsil ediyor, buna göre ruh dünyaya kuş şeklinde geliyor, sonra Titicaca gölünde balık oluyor, gölden çıkıp puma halini alıyor (titi=puma), sonra yılana dönüşüyor(eğer yılanın başı havaya bakıyorsa bilgiyi, yere bakıyorsa fertiliteyi temsil ediyor), sonra lama-insan olan ruh en son beyaz kuş olup alapaça seviyesine yani son seviyeye geçiyor.
Son katta ortada And Haçı şeklinde bir havuz var. And haçı yılın dört mevsimini ve her mevsimdeki üç ayı temsil ediyor, aynı zamanda da üç seviyeyi temsil ediyor. Bu And haçı şeklindeki havuza su dolunca güneşin yansımasını ortaya çıkıyor ve böylece güneş ile bağlantı kuruluyor, ayrıca bu törenlerde koka yaprakları ve lama fetüsleri de kullanılıyor tüm bunlar ile 4. Boyut ile temas kuruluyor, tapınağın kendisi de dördüncü boyutu ve Alapaçayı simgeliyor.
Kalasaya tapınağı Akapaçayı simgeliyor, kapılarından birinin konumlandırılması nedeniyle ekinoksta güneş dik olarak içeri giriyor, 21 haziranda Illampu dağı üzerinden, 21 aralıkta ise Illimani dağı üzerinden en eğik açıyla içeri giriyor. Tapınağın bir diğer kapısı ise güneş kapısı, bu 10 ton ağırlığındaki kapının üzerinde takvim olarak kullanılan ayın günlerini temsil eden 30adet figür var, bu figürlerin haftanın yedi gününü temsil eden yedi kafası ve günün 24 saatini temsil eden 24 başlığı var. Alta da aylar ve yıllar sıralanmış, 500 yıllık tarihlerini belirten simgeler de var, en son 500 yıl kötü, kuraklık ile simgelenmiş. İnanışa göre tiwanakular bu kraklık zamanı herşeyi gömüp 500 yıl sonra geri gelmek üzere güneş kapısından kaybolmuşlar…

Makapaçaya ait tapınak ise yerin 2 metre altında yarı gömülü, tapınağın duvarlarında bu uygarlığı oluşturan 75 kabileyi simgeleyen 75 adet farklı kafa figürü mevcut. Kalasayada dev andesit bloklar mevcut, bunlar muhtemelen andesitin içindeki demir nedeniyle yağmurlu havalarda elektromanyetik bir alan meydana getiriyormuş.

Bir başka ilginç sistem tarım sistemi, toprağın üstüne geniş kayalar koyarak bunların üstünü toprak ve kumla kaplıyorlar, aralardan da su kanalları geçiyor, böylece hem toprağın donması engelleniyor hem de sürekli nemli kalabiliyor, bu sistem burada 300 çeşit patates ve 200 çeşit mısır yetişmesini sağlamış. Ayrıca özellikle Kalasaya tapınağında ağırlığı 5 tona varan çeşitli monolitler (andesit veya kırmızı kumtaşından yapılma dev heykeller) mevcut, bu monolitlerin ellerinde genelde iktidar gücünü temsil eden kupa ve ruhani gücü temsil eden değnek mevcut, ekinokslar ve gündönümleri, karşılıklığı temsil eden el figürleri mevcut, en büyük monolit ise müzede sergilenen 20 ton ağırlığındaki dev pchamama monoliti.

Müzede sergilenen diğer bir değişik parça lider seçtikleri kişilerin bebekken kafasına takılan şapka, bu şapka hiç çıkarılmadığı için kafanın şekli değişiyor, ayrıca algıyı arttırması için bu şapkaya bir de altın takılıyor.

Ölen kişiyi ise tüm eşyalaryıla beraber fetüs pozisyonunda bir çuvala koyuyorlar, bu fosiller demüzede sergileniyor. fosiller Yarı lama yarı insan kraniotomi yapan doktor figürlü bir heykelcik de müzenin en sürprizli şeylerinden biri idi tabi benim için!
İnkalar bu bölgede ancak 300 yıl kadar egemenlik sağlayabilmiş, her iki kültürün epey ortak noktası var. İnkalardan sonra gelen İspanyollar ise burayı dağıtmak için ellerinden geleni yapmışlar, tapınağın taşlarından kilise inşa etmişler, monolitleri yıkamayınca koluna haç kazımışlar.
Ama yokolmamış, bugün Bolivyanın çok milletliliğini simgeleyen renkli bayrağın 7 rengi aynı zamanda ruhun yolculuğunu simgeliyor, dördü bir araya gelince de 7 katlı bir And haçı ortaya çıkıyor.
Hayalgücünün sınırlarını zorlayan bir sembolik düşünce sistemi ile mühendis kafasına sahip bu medeniyetin izi devam ediyor, etmeli de zaten herkesin bu şiddetten arınmış, huzurlu dünyaya ihtiyacı var çünkü.

Bolivyanın kökenlerinin kuvvetine hayran olup yola devam ediyoruz, Bolivyadaki son durağımız Copacabana (ama bildiğimiz değil!)
Sevgiler herkese

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder