2 Aralık 2010 Perşembe

Atacama-Uyuni 2.Gün

Selamlar herkese!
SOĞUK bir gecenin arkasından güzel bir sabaha uyandık Laguna Colorado’da ve sabahın ilk ışıkları ile kahvaltı edip yola koyulduk, günün büyük kısmı da yolda geçti artık Uyuniye epeyce yakınız. Yol boyunca jiplerin gerçekte nerede kullanılması gerektiğini iyice anlamış olduk ve şoförümüz Carlos’un yeteneğine hayran olduk, zaten yoldan gitmekten vazgeçtik ama kumun ortasında o anda sağa dönmesi gerektiğini nasıl anlıyor acaba? Derelerden geçtik, baltıkta gittik, yarım arabalık patikaları çıktık, toza bulanmak dışında her parçamız sağlam olarak hedefimize ulaştık.
Çölde başladığımız yolda ilk durağımız Arbal del Piedra idi, kum tepelerinin ortasında dev bir kaya ağacı. Uçsuz gibi gözüken çölde sülfür nedeniyle rengarenk dağları seyrettik. Şili- Bolivya sınırında pek çok yanardağ var çoğu aktif değil bazıları ise yarı aktif, bunlardan saçılmış olan eski lav kalıntıları da yolda sıkça rastladığımız manzaralardı. 4125 metre yüksekliğindeki Laguna Honda’yı, bol miktarda sülfür bulunan Laguna Hedionda’yı gezdik, dünkü gibi rengarenk dümdüz göl manzaralarına bakmaya doyamadık, göl etrafında yürüyüş yapıp flamingolara bol bol modellik yaptırdık.

Sonrasında çöl bitti, daha bozkır alanlara vardık, buralarda bol bol lama çiftliği gördük, bazıları karşıdan karşıya nazlı nazlı geçerken bize tınmadı bile. Vizcacha denilen yaban tavşanı Burak’ın verdiği krakerleri mideye indirmekte sakınca görmedi. Yolun ilerleyen kısımlarında Vicuna isimli lamanın yabani kuzenine de rastladık. Şoförümüz Carlos’tan bu bölgelerde bir miktar tahıl tarımı yapılabildiğini hatta buraya özgü Quina isimli bir tahılın epeyce de pahallı olduğunu öğrendik.

Sondan bir önceki durağımız Julaca isimli bir maden kasabasıydı, burada kömür ve sülfür çıkarılıyormuş, şimdi kullanılmayan eski bir tren yolu var bunun dışında da neredeyse hiçbir şeyi olmayan bir kasaba, yine de biz uzaylı turistlere çok iyi davrandılar. Her yerde Morales ve MAS partisinin afişleri mevcuttu hatta evlerin duvarlarında bile sprey ile yazılmıştı.

Son durağımız Colchani’ye vardığımızda akşamüstü olmuştu, artık tuz çölünü uzaktan görebiliyoruz! Kaldığımız hostel de (neredeyse) tamamen tuz kristallerinden yapılmış. Duşumuzu yapıp gün boyunca üstümüze yapışan tozdan kurtulduk, akşam yemeğinde bize Şili şarabı bile verdiler daha ne isteyelim!
Yarın heyecanlı gün, ama bugün tuz çölünün dibinde uyumak bile çok heyecanlı bence!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder