25 Aralık 2010 Cumartesi

Rio de Janeiro



Rio de Janeiro son durağımız, nedense herkesin gitmek istediği bu şehiri görmeye ben hiç istekli değildim, özellikle Peru'da o kadar güzel şey gördükten sonra, yetsin böyle kalsın istiyordum, ama 2 günlük uçak otobüs kombine yolculuğa ve uykusuzluğa rağmen, herhangi bir Güney Amerika şehrine kıyasla inanılmaz pahallı olmasına rağmen, sürekli yağmur yağmasına rağmen, İspanyolcayı tam sökmüşken tekrar konuşulandan hiçbirşey anlamama noktasına dönmüşken gıcık olmak istememe rağmen olamadım, gerçekten güzel çok güzel bir şehir. En basiti: 22 Aralıkta okyanusa girdim, dalgalarla boğuşup güneşlendim daha ne olsun!
Rio'da sadece 2 gün ve bir gece kalabildik, ilk gün İpanema kumsalında yayarak, ikinci gün ise şehri dolaşarak geçti, şehrin ortasında tropik bir orman var, ormanın içinde şelale filan var acayip bişi! Otobüsle favea denilen şehrin ortasında hatta bazen ormanın içinde acayip yerlerde öbeklenen gecekondu mahallelerinin içinden geçtik, buralar eskiden epey "Gangstas Paradise" imiş ama şimdi 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyatlarının Rioda yapılacak olmasından ötürü Favealar epeyce güvenli hale gelmiş.
Şehrin simgesi haline gelen dev İsa heykelini de ziyaret ettik, aslında burası oldukça yüksek bir tepe olduğundan Rioyu seyretmek için çıkılıyor ama hava çok puslu olduğundan buluttan ve İsanın kendisinden başka birşey göremedik maalesef. Heykel gerçekten devasa boyutlarda ama bence çok bi numarası yok (Burak da kocaman işte daha noolsun diye ama bilemedim!), Brezilyalılar bu heykeli 100. bağımsızlık yılı anısına tüm Brezilyalıları birleştiren bir simge olarak yaptırmışlar, Latin Amerikalılar üzerinde epey etkili bir baskı aracı olan Katolikliğin milleti temsil eder hale gelmesi bana biraz acıklı geldi doğrusu.
İsa heykelinden sonra ise Brezilyalıları esas birleştiren yeme içme ve muhabbete Santa Teresaya gittik. Santa Teresa eski tarz yüksek tavanlı dar evlerden oluşuyor, buraya ağırlıkla entellektüellerin ve sanatçıların taşınmasıyla mahalle bir sanat eseri haline gelmiş. Burada eski tarz bir lokantada geleneksel bir Brezilya yemeği olan siyah fasulye, gulaş gibi bir et yemeği, pilav ve domuz kızartmadan oluşan "feijoda"yı birayla afiyetle yedik, herkes birbiriyle içli dışlı, muhabbet sokağa taşıyor, şahane! Son durağımız ise Lapa'da meşhur merdivenlerdi, Şilili sanatçı Selaron'un banyo seramikleriyle başlayıp dünyanın her köşesinden seramiklerle vekendi hamile zenci kadın resimleriyle doldurduğu ve mahallelilerle beraber kendisinin de üstünde oturarak vakit geçirdiği yaşayan bu hayat formu son günün son güzel süprizi oldu, tabii bir de Burak'ı son anda yağmurun altında "Copacabanayı görmeden gitmeyelim" diye koşturup zatüre etmeye çalıştım ama başaramadım.
Ve dönüyoruz! O kadar tuhaf o kadar tuhaf ki.... Son bir yazı daha hakediyor!
Görüşmek üzere!

1 yorum:

  1. Herkesin hayal ettigi bi sey yaptiniz, cokda guzel yaptiniz, daha maceraya başlarken evden çıkarken unutarak dönüp aldığınız çantanıza hayat boyu yetecek güzel anı ile birlikte belkide hayatınızın en güzel anlarını doldurarak döndünüz. Çantanızın dolup dolup boşalması dileğiyle...

    YanıtlaSil