22 Aralık 2010 Çarşamba

Kutsal Vadi


Qousco'dan tüm turistlerin gönlündeki hedef Machu Picchu'ya doğru yola çıktık, ancak yol üzerinde öncelikle İnkaların önemli bir merkezi olan Kutsal Vadide bir gün geçirdik. Yağmur yağacak mı diye epey endişelendiysek de gün güneşli insanlar neşeliydi, çamur tuğla teknolojisi ile yapılmış ve çatıları verimliliği arttırsın diye minicik heykellerle süslenmiş köy evlerinin arasından geçerek Pisac harabelerine vardık. Burası daha çok tarımsal amaçlarla yapılmış vadiden dağın eteklerine uzanan bir kasaba, bu nedenle tüm dağın eteğine yayılmış ihtişamlı dev teraslar insanı ilk anda hayran bırakan bir manzara oluşturuyor (teras aslında tüm kentlerde uygulanan bir teknoloji, esprisi de şu ki bu sayede her katta farklı bir mikroiklim oluşuyor ve böylece bitki örtüsü ve tarım ürünü çeşitliliği olabiliyor). Ancak tarım alanlarında sulama sistemi yapılmamış, bunun yerine üç katlı toprak katmanının ikinci katı yağmur suyunu tutacak şekilde düzenlenmiş, sulama sistemi ise evlerde kullanılan temiz suyu dağlardaki kaynaklardan kuyulara getirmek üzere kullanılmış. Vadiye yakın alçak alanlarda mısır yetişirken, dağlaın tepesine çıktıkça patates ve tahıl üretimi yapılıyor ve bunlar başkent Qouscoya gönderiliyor, yetiştirilemeyen ürünler ise (koka gibi) değiş tokuş ile ediniliyor. Tüm şehirler ortaklaşa yapılıyor, soylu kişiler ve mühendisler bina ve yol yapımını halka öğretiyor, sonra hep beraber inşa ediyorlar. Tarım alanlarına tepeden bakan iki küçük bölgede evler yapılmış, kireç taşı ve kırmızı granitten yapılan bu evlerde dolgu malzemesi kullanılmış ancak yine de 13 derecelik açıya dikkate edilmiş. Çatılar ise kemer yapamadıkları için bugün kaybolmuş, tahtadan yapılan kapılar ve duvar kaplamaları da hayalimizde tamamlamamız gereken ayrıntılar. Evlerin yapısı basit, çok eşya yok, daha basit doğa ile bütünleşik yaşama gayreti içindeki insanlar.Pisac kentindeki bir başka ilginç manzara da karşıdan gözüken dağda doğuya yani güneşe bakan yüzlerce mezar yeri, Pachamamaya kavuşmaları için mumyalar buradaki oyuklara konulup içerisine değerli eşyaları da konulup kil ile kapatılıyormuş, ancak İspanyollar kenti işgal ettikten sonra altın bulmak üzere tüm mezarlar açılmış, mumyalar da Avrupada satılmış.
Pisacta daha sonra modern şehrin kasaba pazarına uğradık,peynirli haşlanmış mısırı afiyetle yedik üstüne bir de Urubambada yerel yemeklerden oluşan açık büfede cins cins patates mısır et ve pirinçli sütlaçımsı tatlıların tadına baktıktan sonra ikinci önemli durak Ollantaytamboya geçtik. Ollantaytambo şeklen kutsal lamaya benziyor (Qosco da pumaya benzetilmesi gibi!) burası Pacahutec zamanında İnkaların kesin hakimiyet kurdukları ve İspanyollardan bağımsızlık kazanmaya çalışan son İnka Manco İnka ve ordusu tarafından uzun süre üs olarak kullanılması nedeniyle öenmli bir bölge, rehberimizin anlattığına göre ise Ollantay isimli bir askerin İnka Kralının kızını kaçırarak buraya getirip saklaması üzerine kurulmuş (ama bu versiyon bana çok mantıklı gelmedi doğrusu.) Yine de önemli bir dini ve astronomik merkez olması akla yakın gözüküyor. Ekinokslar İnkalar için çok önemli (hem dini açıdan hem de ekinlerin bu dönemde toplanması gerektiği için) ve ekinokslarda güneş tam karşı tepeden doğuyor, ayrıca bu tepenin eteklerindeki kayaların yapısı erkek yüzünü andırıyor ve üstünden güneş doğduğu için Viracocha (Güneş tanrı)'nın sureti olduğuna inanılmış, talihsizlik şuarada ki bu yüz aynı zamanda şapkası ve sakalıyla işgalci İspanyollara da çok benziyor (İnkaların İspanyol işgalinin ilk anlarındaki şaşkınlıklarının bir sebebi de olabilir belki).
Bir başka tapınak da Rüzgar tapınağı, ekinokslarda karşı dağa çarpıp gelen rüzgarın yaptığı ekolar sesler tapınağı dolduruyormuş, bu dönemde kaldırılan ekinlerin tohumları yeterli rüzgar olduğu için toprağa düşüp yeniden fizlizlenebiliyormuş. Şehrin duvarlarında kutsal İnka haçı da bulunuyor, bu haçın yılan, puma ve akbaba ile temsil edilen üç dünyayı, ayrıca mita, minka ve ayni isimli üç ana kuralı temsil ediyor ancak buradaki İnka haçı daha çok katlı olduğundan muhtemelen daha çok kural mevcut. Su tapınağı da rüyaların suya anlatıldığı, verimsiz yıllarda kurban törenlerinin yapıldığı yer. Bunların dışında gökkuşağı hamileliği temsil ettiğinden tapınılıyor, baykuş ağlayınca birilerinin öleceğine inanılıyor, balinaların gelişi ise yağmur sezonu habercisi sayılıyor yani tüm hayat doğa ile içiçe, sade ve mistik, dışsal gösterişlerden çok uyum (özellikle doğa ile ruhsal bir uyum) herşeyden önemli.

Ollantaytambonun bir başka önemi de patates yetiştirilip dondurularak kurutulması ve bunların da yine karşı dağdaki depolarda 100 sene yetecek şekilde depolanması, bu taraftan gelen yollar da Ollantaytamboyu hem Qousco hem Machu Picchu ile birleştiriyor, dolayısıyla bu kritik yerlerin savaşlar ve diğer kıtlık zamanlarda besin ihtiyacını karşılamak açısından kritik, çünkü Ollantaytambo dağların eteklerine çepeçevre kurulduğu ve sadece tek bir giriş yolu olduğu için ele geçirilmesi de çok zor bir yer.
Şimdiki Ollantaytamboo kasabası ise önemini kaybetmiş olmakla beraber hala geleneklerin yaşatıldığı bir yer, hatta İnkaların devamı olan halklar da bu yöreye yakın dağlarda yaşıyor hala.
Ollantaytambooda kasabayı biraz gezdikten sonra gruptan ayrılıp trenle Aguas Calientese doğru yola çıktık, sonraki durağımız Machu Picchu!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder