20 Aralık 2010 Pazartesi

Cusco (Quosco)


Herkese selamlar!

Gezimizin Cusco kısmı üç ayrı parçada gerçekleşti ama ben tekmili birden anlaticam.Puno-Cusco yolunu turist otobüsüyle geldik, yol üzerindekibaşta Rayquile olmak üzere İnka ve kolonyal dönem yapılarda ve 4000 metre üzeri dağ eteklerinde duraklayıp gezerek geldiğimiz epey keyifli bir yoldu, bu arada da Peruluların meşhur içeceği sarı İnka Kolanın tadına baktık, şerbet gibi biraz ama Perulular bayılıyorlar hakkaten.


Cusco'ya (aslında Quechua yerlilerinin dilinde Qosco ve artık resmen böyle kabul ediliyor, ben de öyle diyim politik doğru olarak) gelir gelmez hayran olduk. İnkaların başşehri, en önemli merkeziymiş, şimdi tabiki başkent Limaya oranla hem daha küçük hem de ekonomik önemi daha az, ama silinmeye çalışılmış olsa da her yerinde İnka tarihinden ve sonrasındaki İspanyol sömürgeci döneminin en yakıcı zamanlarından izler taşıyan, dolu dolu bir kent.

Çevresine bir de modern zaman kenar mahalleleri eklenmiş, herşey birbiriyle içiçe geçmiş, şehrin en büyük katedralinin taşları İnka tapınağından, önünde masaj yapmaya çalışan kızlar ve dilenci çocuklar turistlerin yolunu kesmek üzere bekleşiyor. Sadece sokaklarında gezmek bile çok keyifli, beyaz taş evler ve labirent gibi daracık dik sokakları, rengarenk kıyafetleri ile Quechua yerlilerinden oluşan halkı ile bambaşka bir dünya, bir de geldiğimiz gün kutsal bir günleriymiş her yerde çeşit çeşit şenlikler festivaller olunca gezmeye doyamadık.
Başta Machu Picchu olmak üzere yakın çevrede görülecek o kadar güzel yerler var ki bizim de yaptığımız gibi herkes için konaklama noktası olmuş, dolayısıyla çok turist ve de bazen rahatsız edecek derecede çok turistik aktivite/tourist trap (turist çekmek için organize edilmiş ama doğallığı olmayan, gerçekliğe tekabül etmeyen aktiviteler) mevcut, zaten yerliler buranın ana meydanına "Gringo Alley" diyorlar, gringo aslında Amerikalılar, ki gerçekten kocaman sesleriyle çok rahatsız ediciler, ama geniş anlamda tüm beyaz turistleri de kapsıyor.

Tur şirketinin bizi getirdiği otelden kaçarak ayrılıp şehrin yamaçlarında eski evlerin bol miktar olduğu San Blas meydanındaki hippi tarzı hostelimize yerleştik. Günlerimizin önemli bir kısmı tur ayarlama, bilet alma vs faaliyetleri ile geçtiyse de (aslında sadece sokaklarda yürümek bile çok güzel) bir kaç güzel yeri gezebildik ve Machu Picchu öncesi "İnkaya Giriş 101"i tamamlamış olduk.
Görülebilecek en güzel yerlerden biri İnka zamanında Güneş tapınağı olup İspanyol işgali sonrası Santa Domingo Kilisesine çevrilmiş olan Qoricancha, 1950 yılındaki depremler kilisenin yapıları zarar görünce altından güneş tapınağına ait yapılar ortaya çıkmış, sonraki restorasyon ile hem kilise hem tapınak korunacak şekilde cam ve çelikten bir rekonstrüksiyon yapılmış, acayip eklektik güzel bir yapı olmuş. Tabii tapınağın ortaya çıkan kısmı buzdağının görünen yüzü bile değil, çünkü bu tapınak; ilk inka Manco Capac ve eşi/kızkardeşi Mama Oclio, Titicaca gölüne doğduktan sonra Güneş tanrı Viracocha tarafından altın kökleri olan yerde medeniyet kurmak üzere yola çıkıp Sapphi ve Tullmayo nehirleri arasında kutsal puma şekilli Qosco'yu bulduklarında ilk kurdukları tapınak.
Bir başka ortaya çıkış efsanesi de ilk İnkalarin dört kız ve dört erkek kardeş olarak mağaralardan ortaya çıktıkları şeklinde, zaten yazılı kaynakları olmadığından 9. İnka Pacahutec'e kadar olan dönem çok iyi bilinemiyor, ama bu dönemde ileri tarım teknikleri ve karşılıklı çalışma prensibi sayesinde istikrarlı şekilde büyüyerek çevre uygralıkları etkisi altına almış ve bölgedeki tüm uygarlıkarın bilgi, kültür ve düşünme şekillerinin biraraya gelerek kaynaştığı bir bütün oluşturmuş,
Pacahutec zamanında ise bugünkü Kolombiyadan Şili ve Arjantine uzanan dev bir imparatorluk haline gelmiş, Qoricancha da bu dönemde esas görkemli halini almış. Dev andesit bloklar sadece hematid ile traşlanarakgirintiler ve çıkıntıları birbirine uyacak hale getiriliyor ve araya herhangi bir dolgu maddesi konmadan öyle mükemmel birleştiriliyor ki geçirdiği 2 büyük depremde bile yıkılmıyor. Tüm bölmelerde kusursuz bir simetri mevcut. Mimaride trapezoid şekli esas alınmış, duvarlar dikeyden 13 derece açıyla yapılmış.
Tapınağın içinde Güneş, Ay, Gökkuşağı, Venüs ve Yıldızlar için ayrı ibadethaneler mevcut, Güneş kısmında eski İnka krallarının mumyaları, Ay kısmında ise kraliçelerin mumyaları mevcutmuş, balkonda ise altın bir heykelciğin içinde İnka krallarının kalpleri yakılarak konurmuş ve burada direk güneş ışığı altında saklanırmış.
Güneşe verilen kutsal değer nedeniyle tüm duvarlar altınla kaplıymış, tapınağın tam ortasında dev bir altın güneş plakası üstüne güneş ışınları gelince insan suretini alıyormuş, tapınağın bahçesi ise altın ve gümüş heykeller ile süslüymüş. Bu masalsı gerçeklik İspanyolların gelmesi ile parasal gerçekliğe dönüştürülerek Avrupa sermayesi olmuş, kutsal altın güneşin akıbeti belli değil, ama ne kadar ihtişamlı olduğunu hayal edip etkilenmemek ve kaybolan, bir şekilde paraya tekabül ettirilen düşünce ve inançlar için tuhaf buruk bir tat duymamak mümkün değil.

İspanyollardan sonra insancıkların başına gelen bir felaket de Amerikalılar olmuş, Machu Picchu'da bulunanlar başta olmak üzere İnkalardan kalabilen nadir parçalar da Amerikalı gezginler (Machu Picchu'yu "keşfeden" adam Hiram Bingham başta olmak üzere) tarafından incelenmek üzere Amerikaya götürülmüş, Machu Picchu eserleri 100 senedir iade edilmemiş ve Yale Üniversitesinde sergileniyor, Peru devletinin yaptığı girişimler sayesinde gelecek sene geri almayı umuyorlar. Yine de kalanı kalanıyla kurulan İnka Müzesi epey kapsamlı ve etkileyici.
İroniye bakın ki eski bir kolonyal evde bulunuyor bu müze ve İnka öncesinden başlayarak, İspanyollardan bağımsızlık dönemine kadar epey geniş bir zamanı kapsıyor. Başlangıç eserler ta MÖ 5000lerden kalan hayvan kanıyla yapılmış duvar resimleri, takip eden tüm eserler İnka uygarlığını ortaya çıkaran hikayenin farklı damarlarını yaratmış,
seramik ve taş oymacılık yapan ve ilk tanrı heykelleri (ama halüsinojen kullandıkları için koca gözlü tanrılar!) yapan Chavinler, astronomik gözlem amacıyla dev Nasca çizgilerini yaratan Nasca uygarlığı yürüyen adam motion picture resmettikleri seramikler, Mochicaların akciğer şeklinde seramikleri ve kraniotomi bıçakları, Paracasların 24 metre uzunluğunda ve 2.5 santimde 300 ilmik ile ve altı, gümüş ve saçtan şeritlerle yaptıkları mumya kumaşı, Chimuların toprağı güneşte kurutarak icat ettikleri "adobe" tuğla teknolojisi tek başlarına ilginç, bir bütün içinde önemliydi.
Yine de en önemlisi bizi daha önce Bolivyada epey heyecanlandıral Tiwanaku uygarlığı en önemlisi, bunlar esrarengiz bir şekilde yokolurken İnkalara hem seramik, tahta ve metal işleme yeteneklerini hem de Güneş Tanrı Viracocha inancını miras bırakmışlar.
(Uygarlıkların birbiri ile teknoloji alışverişi yapmaları doğal ama tanrı alışverişi?? muhtemelen seramik vs üzerindeki imgelerle etkilenme söz konusu). Ayrıca patates kurutma ve teraslandırılmış toprak sistemleri de İnkalardan önce bulunmuş sistemler, İnkaların önemi bu kocaman coğrafyanın farklı yerlerindeki tüm bu buluşları bir araya getirebilmeleri, bu sayede 100 senede dev bir imparatorluk ve bölgenin süpergücü olmuşlar.
En önemli meziyetleri tarım, 1200-2500 metredeki ormanlık alanlar (yunka), 2500-3500 Qeshwa denilen Qosco'nun ve Kutsal vadinin de içinde olduğu pataes ve mısır tarımına elverişli alanlar ile 3500 metre üzerindeki Puna denilen sadece iki çeşit patatesin yetişebildiği alanlar olmak üzere çok çeşitli bitki örtüsü ve dolayısıyla ürün çeşitliliğine sahipler ve bunu çok akıllıca kullanmışlar.
Köylüler hem kenid topraklarını yetiştiriyor, hem de devlete vergi olarak devletin topraklarında çalışıyor, para olmadığından her türlü borç da çalışılarak ödeniyor. Erkekler kazmada, kadınlar tohum ekmede çalışıyor. Lamalar da yük taşımak için kullanılıyor, sadece nadir bulunan siyah renkli lamalar renkleri saflığı temsil ettiğinden kurban ediliyor, bu sırada çıkarılan kalpleri eğer hala atıyorsa o senenin iyi geçiceğini gösterdiği düşünülüyor, lama eti yemek için kullanılmıyor.Traımda yaptıkları en önemli buluşlardan biri patates ve eti dondurup kurutarak yaklaşık 30 sene yetecek büyüklükte yiyecek depoları oluşturmuş olmaları.
Sarı mısır önemli bir tarım ürünü," chica" denilen mısır birasını yapmak için kullanılıyor (ama bira meyhade değil dini törenlerde içiliyor!) koka da hem beslenmek için yetiştiriliyor hem de rahipler tarafından törenlerle"pachamama" toprak anaya hediye veriliyor (toprak anaya herşey hediye edilebiliyor, oyuncaklar vs dahil ne istersen ve bu gelenek hala sürüyor). İnşaatta da 3 ayrı teknik var, dolgu maddesi kullanılarak yapılan selüler dizim normal evlerde, harç kullanılmayan dikdörtgensel ve trapezoid dizim ise önemli yapılarda kullanılıyor.
Eşya taşımakta tekerlek kullanılmıyor (tekerleği keşfettikleri halde neden acaba? büyük ihtimal evcil yük hayvanı olmadığı için), onun yerine kocaman andesitlerin çıkıntılarına ip bağlanıp altına küçük yuvarlak taşlar konarak çekiliyor. Önemli inşaatlatın yapımı da borca karşılık çalışma ile oluyor. And haçı İnkalarda da çok kutsal, hem üç katmanı (üstdünya, yeryüzü ve yeraltı) temsil ediyor hem de İnka uygarlığı toprakları (Tawatinsuyu)nın 4 önemli bölgesini. ruhun yeniden doğumuna inanıyorlar (And haçının üst kısmı şimdiki hayatı, alt kısmı ise yeniden hayatı temsil ediyor aynı zamanda) bu nedenle ölünce fetus pozisyonunda mumyalanarak değerli eşyaları ve bazen uşakları(!) ile beraberağaç kökleri, toprak gibi yerlere gömülüyorlar (tohum olarak yeniden doğmaları için).
Cennet ve cehennem inanışı yok, dolayısıyla ceza da yok. Ve Quecha dilinde hoşçakal kelimesi de yok! (hiç bir ruh yokolmadığı için) Astronomi bilimi rahipler tarafından icra ediliyor, samanyolundaki yıldızların sudaki izdüşümü üzerinden o seneki tarım hakkında öngörüler yapıyorlar, biraz da bu şekilde çiftçi topluluklar üzerine hakimiyet kuruyorlar.
Puma gücü ve yeryüzünü (kaipaça)simgeliyor, akbaba üstdünyayı (hanapaça), yılan ise yeraltını (ukupaça) temsil ediyor.
İnkalar kendi ihtiyaçları doğrultusunda bilimde de epey ileriler, sıfırı kendileri bulan üçüncü uygarlık, ayrıca başarılı kraniotomiler yapmışlar ama bu alanda en ilginç olan şey yazıyı bulmamaları veya kullanmamaları, bunun yerine Quipus isimli çok daha kompleks bir yöntem uygulamışlar, renkli iplerri belli bir sıraya göre dizip belli yerlerine düğüm atarak depolardaki mısır miktarından krala ulaştırılacak önemli bilgilere kadar pek çok şeyi kaydedebiliyorlar, tabii sadece belli, kişiler (quipumayacs) bunları okuyabiliyor, bu sistemin onluk (desimal) dizim ile okunabileceği düşünülüyor ancak hala gizemi çözülmüş değil.

Güney Amerikanın İskenderi denen Pacahutec zamanında dev boyutlara ulaşmasına rağmen, kısa süre sonra İspanyolların kendilerinden önce ulaşan mikroplarından kızamık nedeniyle İnka imparatoru Huayna Capac ve varisi ölüyor, yerine çıkan taht kavgasında Huasca Capac Atahullypa tarafından öldürülüyor, bu sıralarda da İspanyol birlikleri Tucchmarcada 250 kişi ile ateşli silahları olmayan binlerce İnkalıyı öldürüyor, Atahuallypayı idam ederek yaklaşık 300 yıl sürecek kolonyal dönemi başlatıyor.
Bu dönemde sağ kalan İnkalar isyan faaliyetlerine karışıyorlar, yüzlerce isyan arka arkaya geliyor, Manco Inca ile başlayan Tupac Amaruya kadar devam eden isyanlar dizisi başarılı olamıyor, en sonunda Şili'den gelen Jose Martin ve Venezüella üzerinden gelen Simon Bolivar tarafından özgürlük sağlanıyor, ve ekonomik egemenlik de beyazları elinde kalıyor, İnkalar böylece tarih sahnesinden siliniyorlar.
Böyle yaratıcı ve değişik bir düşünce sistemini görünce beyaz adam silahları ve mikropları ile işlerine karışmasaydı acaba çok farklı bir yoldan bambaşka uygar bir dünya, alternatif bir medeniyet varolabilir miydi, hayata başka şekillerde bakabilmek mümkün olabilir miydi diye merak etmemek elde değil.
Qoscoda son anda gezdiğim üçüncü müzede ise Preİnka uygarlıklara ait son derece zarif ama okadar da kompleks hatta bazıları postmodern denebilecek sanat eserlerini görünce bu düşüncem iyice pekişti, keşke başka hayat tarzlarını yaşatabilecek, farklılıkları koruyabilecek gücümüz olsa.

Qoscodaki günlerimizin kalanı ise hostelde çay içip yayılmak, arada pisco sour içip müzik dinlemek için dışarı çıkmak ve hala alışamadığımız saat farkı nedeniyle uykuyla mücadele etmekle geçti, amao kadar gittik geldi her seferinde Plaza de Armaya çıkınca içim cıvıl cıvıl oldu, ne şanslıymışız ki tahmin bile etmediğimiz güzellikler karşımıza çıkıyor hep, bu hayatımızın en güzel zamanlarından biri galiba.

Yine de son dönemece girdik, heyecanlı son üç bölümde Kutsal Kent, Machu Picchu ve Lima var, pek yakında!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder