20 Kasım 2010 Cumartesi

Uruguay























Selamlar herkese!
Buenos Aireste 8 gün geçireceğimiz için arada birkaç gün değişiklik yapalım diye düşündük, Uruguay başından beri aklımızdaydı ama buraya gelince herkes Patagonyayı o kadar çok övdü ki ona heveslendik ama birkaç günde bir şey anlamayacağımıza karar verdik, bu plan başka bahara kaldı, em bize Buenos Airese gelmek içiin de bahane olur!
Sonuç olarak orijinal planımıza döndük ve öğlene doğru hostelimizden ayrılıp yola çıktık, gideceüimiz şirket olan Colonial Expressi bulabilmek için bir limandan öbürüne yürümek zorunda kaldık (şehirde üç liman var, biri doğal liman olan Boca diğeri Puerto Sur, en yenisi de Puerto Madero, adamlar nehir toprakla doldukça yeni liman yapmışlar, şimdi Puerto Madero da dolmuş orayı da kanalla şehire bağlayıp lüks evlerin ve çok güzel ve kocaman bir parkın olduğu bir alan yapmışlar)
Colonial Expressle 1 saatte Rio de Platayı aşıp Uruguay tarafına geçtik ,pasaport kontrolünden sadece Arjantinde geçtik Uruguayda bir tek çantaları kontrol ettiler. Uruguaydan feribot Colonia del Sacramento ve Montevideoya gidiyor, İki firma var Buquebus ve Colonial express. Buquebusun yavaş feribotları 3 saatte, hızlıları (ve pahallı) 1 saatte Coloni’ya geçiyor (Montevideo daha uzun sürüyor). Colonial Express ise hepsi bir saatte geçiyor ama bileti ne kadar erken alırsan o kadar az ödüyorsun. Biz şaşkın gibi en son anda bilet aldığımız için düşündüğümüzden biraz fazla verdik dolayısıyla moraller biraz bozuldu tabi, ama Colonia’yı görünce doğru bir hareket yaptığımıza karar verdik gelerek.
Uruguay biraz gariban bir ülke, şu yönden; kuzeyinde Brezilya ve güneyine Arjantin olması nedeniyle kıtanın iki süper gücünün arasına sıkışıp kalmış daima ve genelde gerek politik gerek kültürel olarak zaman zaman birinin zaman zaman diğerinin etkisinde kalmış bir yer. Colonia da Portekizlilerin kurduğu bir şehir, o zaman Montevideo İspanyollların etkisinde olduğundan Rio Platadan (Buenos Aires ile Uruguayı ayıran dev nehir ağzı) Buenos Airese mal ticareti yapmak için burayı kullanıyolarmış. Şimdi ise minicik ve görebileceğiniz en şeker kasabalardan biri olmuş, biraz turistik ama olsun. Tek katlı rengarenk evlerle dolu, tüm ortamda bir sakinlik, kuş sesi dışıda nadiren ses duyuyorsun, göz alabildiğine nehir manzarası. İnsan ruhunu dinlendirmek için burada saklanabilir rahatlıkla.
Coloniayı çok sevmemize rağmen az kalabildik, akşam Montevideoya yola çıktık, rahat bir yolculukla 2,5 saatte vardık. Yine de yollar bizi yormaya başladı heralde günün bombası Buraktan geldi, diğer bileti almak için yaklaştığı gişede sürekli İspanyolca konuşmaya çalışmaktan yorulmuş olan kocacığım biletçi çocuğa iyi akşamlar diyerek etkili bir açılış yapmak üzere yaklaşıp “ Buenos aires!”i patlattı. Neyse çocuk bir tuhaf baktıysa da dönüş biletimiz almayı başardık. Hostelimize yürümeye çalıştık ama gece yolumuzu bulamadık bir türlü (Uruguayda sokaklarad nadiren sokak tabelası oluyor maalesef o yüzden yol bulmak dert hakkaten). Yol sorduğumuz gençler yardımcı oldu bizi taksiye bindirdiler, taksiciyle hemşeri çıktık! Taksicimizin büyükbabası İzmirliymiş, Latinoymuş, 1900lerde buraya göçmüşler Türkiyeyi hiç görmemiş. Punto del Este diye bir sahil kasabası var oraya gitmemiz için acayip ısrar etti vaktimiz yok dememize bile inat etti, sabah erken gidin diye tutturdu! Neyse hemşerimi kırdık ama gitmedik zamandan ötürü gidemezdik de zaten, sonradan öğrendiğimize göre güzel bir sahil kasabasıymış ama biraz zengin yeriymiş, yani bize pek gelemezmiş zaten! Hostelimizin önünde indik önünde içinde bir sürü insan dans ediyor, o gün tango dersi ve Milonga varmış meğerse ne kadar şanslıyız Arjantinde kaçırdığımızı Uruguayda bulduk (Uruguaylılarda tango konusunda Arjantin kadar iddialılar), Birşeyler atıştırmak için şehir merkezine indik, saat 10 bile olmamasına rağmen ortalıkta bir allahın kulu yok! En kalabalık dedikleri yerlerde bir iki kişi var. Şehir meydanında Artigasın 10-15 katlı bir apartıman büyüklüğündeki heykeli meydanda tek başına devasa ve acayip ürkütücü (Artigas Uruguaylıların halk kahramanı, 1800lerin başında Rio Plata çevresini bağımsızlaştırmak üzere yola çıkmış, binlerce köylü gariban insan da ona destek olarak şimdiki Uruguay topraklarına gelerek İspanyol ve Portekiz etksinden bağımsız bir yönetim kurmuşlar, hatta toprak reformu bile yapmışlar ancak bir süre sonra büyük güçlerin etkisi baskın gelmiş ve Paragauya kaçmak zorunda kalmış ve orada ölmüş.)
Sessiz ıssız sokaklarda chivita yemek ( Uruguaylılara özgü et, peynir, yeşillik domates vs ile yapılan bir sandviç hmmmm hmmmm) dışında kendimize yapacak bişi bulanayınca hostele döndük, 12’ye kadar milongacıları seyredip kendi çapımızda yorum yaptık, epey eğlendik. Olay benim çok hoşuma gitti, sürekli çağdaş tango parçaları çalıyor insanlar bazen aynı eşlerini bazen de başka insanları dansa kaldırıp koreografisiz şıkır şıkır ayak filan basmadan şahane dans ediyor, sanki bin senedir yapıyormuş, hayatın normali buymuş gibi. Biz olsak hareketleri ve sırasını ezberlemeden hayatta beceremeyiz!
Neyse efendim, Uruguaydaki ikinci günümüze otelde yine kahve reçel ekmek üçlüsüyle başladık (hostel hakkında kısaca bilgi: Green Hostel ismi, yine eski bir bina modern tarzda döşenmiş elemanlar filan çok tatlı ama o kadar nemliydi ki rahat ettiğimizi söyleyemiyeceğim pek!) Hostelden çıkıp şehrin ana caddelerini gezdik. Çok büyük bir metropol değil Montevideo, Ankara ayarında diyebilirim. Zaten yakın dönemleri boyunca artan geçim sıkıntısı enflasyon ve askeri/yarı askeri rejimlerle geçiren bu ülkeye kolayca kanım kaynadı. İnsanlar Buenos Airesliler (portenho)’den daha sakin ve cana yakınlar, hepsinin de elinde mate kupaları ve termosları(Arjantin ve Uruguaylıların gün boyunca sıkılmadan içtiği acayip baharatlı bir içecek). Cuma olmasına rağmen şehrin her yanında hem meyve sebze hem de eşya pazarı vardı, eşya pazarında araba plakalarından eski kartpostallara bir sürü enteresan şey vardı ama kendimize yük etmemek için alamadık, onun yerine dondurma aldık o hiç yük olmadı!


Saat 12de bando törenine denk geldik onları epey seyrettik son anda ROCKY’nin müzğini çalmalarıyla dumur olduk! Ana caddeler şehrin en zengin olduğu 19. Yüzyıl saraycıklarıyla dolu, bazılarında küçük müzeler de var, biz Uruguay tarihi ile ilgili olanı gezdik, ama İngilizce yazı hiç koymadıklarından pek faydalanamadık. Caddelerde ayrıca bir sürü dev heykel var, Artigasınki başta olmak üzere, Dante, Sokrates, Cervantes gibi meşhurların heykelleri benim gördüklerim. Bir de Gaucho heykeli var, burası için önemli, gaucho yaklaşık kovboya tekabül eden bir şey, eskiden buranın geçim kaynağının önemli bir bölümünü et oluştururken gauchoların toplumda önemli bir yeri varmış, hala da varlıklarını koruyor bu insanlar, hatta bazen şehirde atla da geziyorlarmış ama biz hiç göremedik.
Uruguayıda geçirdiğimiz kısacık zamanın izlenimleri böyle, ben bu geziyi yaptığımız için çok mutlu oldum eskiden Uruguay denince gözümün önünde pek fazla şey canlanamıyordu, şimdi ise sevgiyle hatırlayacağım gol attıkça sevineceğim bir yer!
Yine de Buenos Airese dönünce eve dönmüş gibi olduk!
Durumlar bu şekilde, Blogla ilgili bir iki şey; Okurlardan gelen tepki mesajları sonrası acele güncelledim, sivil toplum baskısı budur aferin! Bir de yeni bir yazarımız var “Bazı Şeyler” köşesiyle sevgili Burak Keser olaylara eleştirel ve tamalayıcı bir gözle bakacak ama muhtemelen birkaç gün geriden bakacak, kaçırmayınız. Ayrıca fotoğraf ekleme konusunda da kendisiyle ortak çalışmaya başladık ama işler yavaş ilerliyor fotoğraflar birazcık geriden geliyor, takip ediniz, lütfen üstümüze gelmeyiniz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder