14 Kasım 2010 Pazar

Sao Paulo Son Gün ve Son İzlenimler

Merhaba herkese!
İki gün ara vermek zorunda kaldım yol durumlarından ötürü şimdi herşeyleri bir çırpıda anlatıvericem!
Sao Paulodaki son günümüz en güzel günümüzdü heralde, bir türlü denk getirip gidemediğimiz İbirapuera Parkına gittik, 1.5 milyon metrekarelik dev bir park, içinde iki tane yapay göl, her türlü spor olayı için pistler, uzun yürüyüş parkurları ve sanat var! Bir önceki gün değinmiştim Sao Paulodaki modern sanat eğilimine, az söylemişim. Parkın içerisinde 1 tane dev auditoryum, Oca isimli bir galeri (her ikisini de Oscar Niemeyer isimli Brezilyalı mimar tasarlamış, acayip bir tasarım fotoğraflarına dikkat!), modern sanat müzesi ve "contemporaray art" (türkçesi ne acaba?) müzesi mevcut bir de modern heykellerden oluşan kocamaaaann bir park! Müzeler hem o gün için ücretsizdi hem de Bienal vardı, bunu da kaçırmadık tabii!
Modern sanat müzesinin girişinde Burgois'in dev örümceği cam fanus içerisinde duruyordu. Modern sanat müzesinde Ernesto Neto'nun balık ağlarını rengarenk boyayarak ve bunlarla, kokuları, sesleri, hayatın içinden başka cisimleri biraraya getirerek çeşitli alanlar yarattığı bir çalışması vardı ve başarılıydı, bir de Raymundo Colares isimli bir sanatçının otobüsleri ve hareketlerini, üç boyutlu resim haline getirerek yaptığı güzel bir çalışma vardı, daha da enteresan ve trajik tarafı bu adamın otobüs tarafından ezilmesi olmuş!
Bienalde de dev tasarımlar, güzel düşünülmüş işler vardı, kitaplardan yapılmış ama tam tamamlanmamış bir kısmı tuğla olan ve her odası birbirine açılan bir minik ev vardı sanırım en çok onu sevdik. Bir de örgü işi panellerin çeşitli renklerde tavandan sarkıtıldığı ve kısmen ışıklandırıldığı bir çalışma vardı, içinde dolaşabiliyorsun, böylece her baktığın yerde her seferinde değişik bir resim görüyor gibi oluyorsun. Fabrika bacalarını demir tellerle çevirdikleri bir çalışma ve kurşunlar yere değmek üzereyken donup kaldığı bir başka çalışma da çok etkileyiciydi. Sonuç olarak işler kocaman, Sao Paulo insanı tam bir modern sanat insanıymış!
Ama gezimizin en güzel kısmı tabiki Burak Beyin bana parkın en güzel yerinde müzenin kafesinde ısmarladığı cappucinoyu içtiğim andı, işte kahve budur işte sevgi budur!
Sanat aşkımız yüzünden futbol müzesine yetişemedik, kendimi Buraka affettirmek için onu son gün götürmeye çalışıcam veya bir Boca forması alıcam artık!
Sonra da koştur koştur Foz De Igaçu otobüsüne yetiştik, Brezilya insanıyla 16 saatlik bir yolculuk yaptıktan sonra dünyanın en güzel yerine vardık (galiba!). Foz gezimizi iki kısım tekmili birden daha sonra yazacağım.
Sao Paulo ile ilgili son izlenimler: ÇOK büyük, ankara yanında hikaye kalır zaten ama İstanbuldan da büyük dünyanın 3. büyük şehriymiş zaten, 19 milyon insan yaşıyor, Avrupadaki ülkelerin bir kısmının toplam nüfusundan fazla yani! Her metropol gibi insanlar sürekli koşuşturmaca halindeler, trafik vs. Zor bir şehir, gezmesi yaşaması, sevnesi, ama çok güzel şeyler barıdırıyor aramak bulmak lazım. Her çeşit adam var ne bu kadar yoksulu ne bu kadar zengini bir arada görmedik heralde ne de her çeşitten adamı (punkından japonuna) ama bu kadar çeşit olunca kimse de garipsemiyor. Herkes kendi işiyle meşgul, şehrin çevresindeki favealar zaten yabancılara kapalı, uyuşturucu vs işleri epey yaygınmış, muhtemelen tahmin edemiyeceğimiz bir sefillik var (Tanrıkent filmindeki yerler favealar). Şehir merkezinde işadamları koşuşturmaca halindeler (burası Brezilyanın toplam GSmh'nin beşte birini üretiyormuş, Paulistalar Brezilyanın kalanının yattığını sadece kendilerinin çaliştığını düşünüyorlar!) Öğrencilerin çok az bir kısmı devlet üniversitesinde okuyor (ama devlet üniversitesi Güney Amerikanın en büyük üniversitelerindenmiş) kalanlar özelde okuduklarından sabah çalışıp akşam 11e kadar derse gidiyor. Her yerde snata galerileri vs var ve tüm binaların üstü grafitiyle kaplı! Brezilyalılar Sao Pauloya "monster" diyorlar yaşanırsa insanı tüketebilecek bir şehir ama sadece Ibiropuera parkı bile cennet gibi!
Böyleyken böyle herkese çok çok sevgiler!

Ayşe

*********************************

BAZI ŞEYLER

Ayşe’nin yazdıklarına birkaç bazı şeyi şöyle ekleyeyim:
- Iberapuare parkında gezdiğimiz modern sanat müzesi MAM diye geçiyor, gezdiğimiz bienalse 29.Sao Paulo Bienal’i idi.
- Park çok hoşumuza gittiğinden olsa gerek fazlaca vakit geçirmişiz, ıguazu otobüsüne zor yetiştik: parktan taksiyle paulista’ya, ordan dogan’dan çantamızı alıp 3 aktarmayla Barra Funda otobüs terminaline, hareket saatine birkaç dakika kala ulaştık, ama otobüs ortada yok. Kısa bir beklemeden sonra otobüs geldi ve tek tek almaya başladılar, bagajlar etiketleniyor, el bagajları dahil, pasaport numaraları alınıyor, bir sürü prosedür. Bu yolu Pluma ile gittik adam başı R$125, birinci sınıf sayılmaz ama gidiliyor görece ucuz da, arkamızdaki bağırarak muhabbet eden gençler olmasaydı ortanın üstü diyebilirdik.
- Sao Paulo’da iki otobüs terminali var, büyük olan Tiete diğeri ise Barra Funda, ikisine de metro ile ulaşım var. Otobüsle ulaşım epeyi yaygın, 18 saat, 36 saat, 50 saatlik seferler, demiryollarının ve budget havayollarının azlığı ise şaşırtıcı (bu durum tüm güney amerikada böyle sanırım).
- Sao Paulo şehrinden çıkmamız iki saatten fazla sürdü, inanılmaz bir trafik vardı, sanırım o güne özel değil, her gün böyle. Molada bir brezilyaliyla sohbet ettik, Sao paulo’dan nefret ettiğini, Florianapolis’ten olduğunu ve oranın cennet olduğunu söyledi. Biz bu sefer oraya gidemeyeceğiz, ama seyahat düşünenler rotalarına ekleyebilir.
- Sao paulo’yla ilgili birkaç ek: Bir büyük şehrin bütün özelliklerini fazlasıyla gösteriyor, hatta çok büyük bir şehrin. Yine fazlasıyla kozmopolit, neredeyse birbirine benzeyen iki insan bulmak mümkün değil. Nasıl biz çinliler birbirlerini nasıl ayırıyorlar, hepsi birbirine benziyor diye hayret ediyoruz; Sao Paulo’da yaşayanlar türkiye’de bizleri birbirimize benzetecek kadar birbirlerinden farklılar, bu durum benim epeyi hoşuma gitti.

Burak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder