12 Kasım 2010 Cuma

Sao Paulo 2.Gun

Herkese selam!
2.günün ilk kısmı bundan sonra gideceğimiz yer olan Foz do Igacu'da yer aramakla geçti, çünkü tam bizim gitmeyi planladığımız tarihlerde buranın cumhuriyet bayramı (1899da Marshall Deodoro De Fonseca tarafındanilan edilmiş) varmış, bu insanlar da akın akın sahil ve mesire yerlerine gidiyolarmış bizim gibi. Neyse yeri bulduk otobüs terminalini bulduk orada bilet satan kızla da tarzanca anlaştık bir gün sonraya biletlerimizi aldık.
Metroya atladık (şahane metro kullanıyoruz!) Luz meydanına geldik, burada 1900lerden kalma bir metro istasyonu, yaklaşık 1000 civarinda bitki ve 75 kuş türünün yaşadığı (ve içinde Garibaldinin de bir heykeli olan!) bir parkı gezdik, dikta zamanında bakanlık binası olan ama şimdi sergi salonu olarak kullanılan iki binayı da gördük ama müze hakkımızı başka zaman kullanacağımızdan içini gezmedik ama şehrin kuzeyinde kalan bu bölgeyi sevdik, şehrin kalanına göre de daha sakin ve düzenli, huzurlu geldi.
Oradan Merkado Municipale kadar yine keşmekeşin içinden yürüdük. Merkado Municipal yani şehir pazarı 1923ten beri kullanılan eski güzel ve kocaman bir bina, içinde envai çeşit şey satılıyor, girer girmez kurutulmuş tuzlanmış etlerle burun buruna geldik, çeşit çeşit zeytinyağları, baharatlar (limon bile baharat şeklinde atılıyor), kocaman kaju ve bademler, mango, papaya, moracuja (portakal rengi sulu tatlı bir meyve), ananas, nar...Bağırışlar, mal satmaya/tattırmaya çalışmalar, vitraylardan sızan ışıklarla cümbüş gibi bir ortam. Burada Brahma biralarımızı içtik, pastel diye çiğ böreğe benzer bir yiyecek yedik, sonra da meyve salatasıyla olayı taçlandırdık.
Banespa isimli 161 metrelik şehrin en büyük gökdeleninin olduğu alana yürüdük ama saati geçirdiğimizden gökdelene çıkamadık (aslında 35. kattan manzara seyrettiriyorlarmış belki dönüşte uğrarız:) Sonrasında kahramanlarımız ikiye ayrıldı, ben MASP (Museu De Arte De Sao Paulo)ya gittim, Burak bey ise sokaklarda dolaşıp sokak müzisyenleriyle takıldı ( o kısımları kendi yazacak:) MASP çok büyük olmayan ama epey kıymetli bir müze, koleksiyonunda 2000den fazla eser varmış hepsini aynı anda segilemiyorlar, ben gezerken de aynı salonda üç ayrı konu ile ilgili sergi düzenlemişlerdi: Portreler, Romantizm ve Madonnalar. Bir de alt katta Wim Wenders'ın fotoğraf sergisi vardı. Sergilerin hem düzeni çok iyidi hem de Van Gogh, Picasso, Chagall, Modigliani, Kokoschka, Renoir, Monet, Manet gibi iyi adamların işleri vardı. Şehrin her yerinde bir güngörmüşlük hali var zaten, bu karışıklıkta belli olmuyor ama 100den fazla sanat galerisi varmış, sokakataki en basit heykellerin bile anlatmak istediği birşeyler var, değişik, bazen postmodern hatta absürd.
Sergiden sonra Doğanlarla bulusup bu sefer pizzacıya gittik, dünyanın en iyi pizzalaraının burada yapıldığını söylüyor hatta pizzayı kendilerinin icat ettiğini söylüyor Brezilyalılar! Amahakları da var:) Palmiyenin içini koydukları bir pizza yedik atmıyorum şahaneydi. Finali bu sefer çilekli caiprinha ile yaptık.
BugünIbırapuera parkına gidicez ve nihayet yerini öğrendiğimiz futbol müzesine! sonra da Igazu şelalelerine doğru yola çıkacağız. Bugünün izlenimleri ve Sao Pauloyla iligi genel birkaç şeyi yolda yazmaya çalışacağım.
Herkese sevgiler!

Ayşe

*********************************

BAZI ŞEYLER

Madde madde yazmak çok güzel, böyle devam edeceğim:
- Burada gezdiğimiz parklar çok enteresan, şehrin bütün isi, duman, betonu arasında vaha gibi hepsi, topraktan fışkırarak çıkan çeşit çeşit dev gibi ağaçlar, türlü kuşlar barındırıyorlar, Paulista’nın ortasında bile böyle büyük bir tropik park var. Buraya bu kadar binayı dikmek her tarafı beton haline getirmek için epeyi gayret sarf etmiş olduklarını düşünüyor, ağaç katliamının boyutunu tahmin edebiliyorsunuz.
- zaman içinde meşhur futbolcular ve ben – meşhur futbolcularla sivil hayatlarında karşılaşma tarihim çok kalabalık değil. Bir keresinde gençlerbirliği’nden tarık’ı (bir dönem fener’li de olan) bahçelide bir kahvede kağıt oynarken görmüştüm; eğer sayılırsa, büyük adada lefter’i bisiklet sürerken gördüm, sayılmayabilir çünkü ada’ya giden hemen herkes görüyor, futbolculuğuna da yetişemedim ama güzel bisiklet sürüyordu (aynı gün fedon’u da gördüm, o sayılmaz); bir keresinde de düzeldorf’ta hamit ya da halil altıntop’tan birini cafede otururken gördüm (bu da sayılmayabilir, çünkü hangisi olduğundan emin değilim). Bu seriye bir yenisini dün ekledim, merkado’da herkesin boynuna atlayıp fotoğraf çektirdiği bir adamla karşılaştık, yüzü çok tanıdık geldi ama bir türlü çıkaramadım. Meşhur bir futbolcu ama ismi bir türlü gelmiyor, bir an önce hatırlayıp tarihime altın harflerle yazdırmalıyım.
- Burada İngilizce bilen birine rastlamanız o kadar kolay değil, sokaktaki herkesin ingilizce konuştuğu avrupa gezileri gibi düşünmemek lazım. Portekizce konuşma kılavuzu gibi bir şey almak iyi olabilir, bizde ispanyolcası vardı, portekizcesini de ebru sağladı sağolsun, ben yine de tarzanca’yı tercih ettim çoğu zaman, insanlar iyi niyetli olduğu için anlaşabildik.
- Merkado’dan gökdelenin olduğu yere doğru yürürken, kendimi Portekizce dublajlı eminönü’nde yürüyormuş gibi hissettim. Kaldırım yarısında seyyar satıcı arabaları, yarısında birbirini ezmeden yürüme gayretindeki insanlar.
- Ayşe müzeyi gezerken, ben de müzenin arkasında gençlerin oturduğu yerde oturdum biraz, gitarını alan geliyor. Gitar çalıp şarkı söyleyen bir grup görünce onlara yakınlaştım (sanırım yine sokakta ya da kenar mahallelerde yaşayan insanlar, oldukça sıcaktılar). Bir iki parça kaydettikten sonra yanlarından ayrılıp sokağı karşısına geçtim, burada bir etkinlik için stantlar kurulmuştu. Bir stantta çoksesli bir koro tertemiz kostümleri gülen yüzleriyle şarkılar söylüyordu, bence Sao Paulo tablosu bu şekilde oluşmuş oldu. Sokağın bir tarafında yoksullar efkarlı şarkılar söylerken, tam karşılarında korumalı alanlarında işten yeni çıktıkları her hallerinden belli olan şehir insanları bir koro oluşturmuştu. Koronun önüne geçen evsiz bir kadının o şarkılarla dans etmesi, fondaki gökdelen arası dev park manzarası tabloyu benim gözümde tamamladı. Burası tam bir tezatlar şehri, kafa karıştıran bir yer.
- Pizza’cı ile ilgili de bir kaç şey söyleyeyim: Doğan bizi Paulista’dan yürüyerek gidilebilecek yakınlıkta bir yere götürdü, ismini hatırlayamadım ama öğrenir eklerim. Pizzayı yarısı başka çeşit yarısı başka çeşit söyleyebiliyorsunuz, bir büyük pizzayı 4 kişi ancak yiyebildik, oldukça lezzetliydi, burada pizza konusunda çok iddialılar. Yeme içme kişi başı yaklaşık R$25 verip kalktık. Sonra yine caiprinha, çok tehlikeli bir içki, tatlı-sert dedikleri, ne kadar içtiğini anlamıyorsun.

Burak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder