24 Kasım 2010 Çarşamba

Buenos Aires-Son Üç Gün








Buenos Dias!

Buenos Airese dönmek çok güzel!

Gezimizin ikinci kısım Buenos Aires bölümü Gis ve Dani sayesinde turistik bir gezi değil, sanki arkadaşlarımızla haftasonunu geçirmeye gitmişiz gibi geçti. Gis ve Dani couch surfing aracılığıyla bulduğumuz dostlarımız. (couchsurfing: enternasyonel bir misafirlik ve evsahipliği ağı, sisteme girdikten sonra hem evini gezginlere açıyorsun, hem de sen gezerken oradaki insanların evinde kalabiliyorsun, tabiki her iki tarafın da uygun olması ve kabul etmesi gerekiyor, para filan verilmiyor karşılıklı güvene dayalı süper bir sistem!) Gis Meksikalı, Buenos Aireste hem insan hakları üzerine master yapıyor hem de freelance çalışıyor. Dani de Arjantinli (ama ailesinin bir yarısının kökeni Suriyeli Yahudi, bir kısmı da Macar Yahudi) ekonomi masterı yapmış ve bir otelde yöneticilik yapıyor. İkisi de gezgin, daha önce Meksikada, İngilterede yaşamışlar, gelecek sene de İsviçreye gitmeyi düşünüyorlar. Biz evlerine ilk gittiğimiz zaman biraz tedirgindik, ilk couchsurfing deneyimimiz olduğundan tam ne ile karşılaşacağımızdan ve nasıl davranacağımızdan emin olamadık sanırım ama Gis ve Dani çok sıcakkanlı,rahat, konuşkan ve girişken insanlar, kaldığımız süre boyunca hiç sohbet sıkıntısı çekmedik, herşeyle ilgililer hem Türkiye ile ilgili bize epey şey sordular (Kıbrıstan Kürtlerden yeme içme kültürüne kadar), hem de kendi hayatlarını şehirlerini ve gezilerini bizimle paylaştılar, süper geyik yaptılar (free fishes in Argentina!), son gün benim neredeyse gözlerim doldu ayrılırken, gelecek sene Türkiyeye geleceklerine söz verdiler veya biz Meksikaya gidicez (EVET!)
Daha eve gelir gelmez Gis bize FUERZA BRUTA gösterisine gitmemizi önerdi biz kararsız kalınca da bizi nerdeyse zorla gönderdi! İyi ki gitmişiz benim hayatımda gördüğüm en (bu kalıbı ne kadar çok kullanmaya başladım!) değişik sahne aktivitesiydi. Tiyatro ve modern dansın karışımı ama sahne sınırlarını hatta sahne sanatlarının pek çok sınırını resmen ezip geçtiler. İçlerindeki ve içimizdeki bastırılmış tüm kızgınlıkları ve vurup kırma, zarar verme isteğini gösterdiler, sonra da tekrar herkesi ıslanmaktan korkmayan masum çocuklara çevirdiler. Bazı anlarda gördüklerimize inanamadık, hayalgücümüzün boyutlarının çok dışındaydılar. Bu deneyimi tekrar ve hep birlikte yaşamak ne güzel olur!
Gösteriden sersemlemiş bir şekilde gelip evde sızdık, ertesi gün sabah Dani ve Gis ile genelde Türkiyenin meseleleri hakkında konuştuğumuz kruasanlı ve cafe con leche’li uzun bir kahvaltı yaptık. Sonrasında Türk arkadaşımız Aykan ve eşi Ester ile Palermoda dolaştık, Aykan bize çok güzel bir yemek ısmarladı, Arjantinin meşhur etlerini de tatmış olduk böylece, herhalde benim hayatta yediğim en büyük et kütlesiydi, bizim gibi terbiye etmeden direk pişiriyorlarmış, gerçekten acayip lezzetli. Zaten mutfak genelde et ve pizza, empenadadan oluşuyor, balık neredeyse hiç yok, sebze yemeğine de biz rastlamamış olabiliriz.
Yemekten sonra Palermo bölgesinin nehire yakın kısmının hepsini kaplayan dev bir yeşillik kompleksine gezmeye gittik, burası Gül Bahçesi, Japon Bahçesi gibi ufak ufak pek çok bölümden oluşuyor, iki tane de yapay göl var, her yerinde ayrı bir aktivite var, bir kısmında her saat ayrı bir jimnastik/dans çalışması var, pilates vs ile uğraşanlar, koşanlar, bisikletçiler, yayanlar, bebekler, köpekler… (Burası bana biraz Central Park’ı anımsattı ama New Yorktakiler parkat sadece spor yapıyorlar burası biraz daha rahat sanki muhabbet filan var. Ama portenholarda biraz New Yorklu benzerliği var hakkaten, özenmekten mi kaynaklanıyor, doğal mı bilmiyorum. Ama mesela günlük yapılanplastik cerrahi sayısı dünyada ilk üçte, aynı zamanda kişi başına düşen psikolog sayısı en fazla olan şehir. Ama zenginlik veya refah New York kadar değil tabii ama görünüm ööle!)
Biz de parkta yatan takılan ekibe katıldık doğal olarak ama esas geliş amacımız Meksikanın bağımsızlığının 100. Yılını kutlamak üzere yapılan şenlikti, bol bol Meksika müzği dinledik, özellikle Gis ve Meksikalı arkadaşı Dulcinea çok mutluydular. Akşam da arkadaşlarımız ve arkadaşları ile büyük grup olarak eğlenmeye gittik epey güzel muhabbet de oldu, evdeki cumartesi akşamlarımızı replikasını 10000 km ötede Arjantinli dostlarımızla yaşadık.


Pazar günü Buenos Airesin sayfiyesi Tigre nehri kıyısına gittik, biraz kano yaptık, yorulunca bira içip churracito (etli peynirli sandviç, hmmmmm) yedik, güneşlendik (evet eveeettt!!), pazarı dolaştık ve eve döndük.















Akşam ise Burakla turist sorumluluklarımızı yeriğne getirmek üzere Defenzada bir Milongaya gittik, epey güzel geçti, iyi dansedenleri seyretmek hakkaten zevkli oluyor, özellikle 70 yaşlarında bir çift vardı ki sanki 70 yıldır o tutkudan bir şey kaybetmemiş gibiydiler, harikaydılar! Bu sefer canlı müzik dinleme fırsatını da bulduk, iki akordeon, iki keman, bir kontrbas ve bir piyanodan oluşan grup klasik tango partisyonları çaldılar ve finalde de komparsita!
Son günümüzde de turist bilinciyle hareket ettik ve erkenden Recoleta mezarlığına doğru yola çıktık. Recoleta mezarlığı, içlerinde Eva Peronun da olduğu bölgenin zengin ve çok zenginlerini için yapılmış bir anıt mezarlar mahallesi, mezar deyip geçmemek lazım, uzaktan bakınca evler sokaklar ve küçük parklardan oluşan bir kasaba gibi gözüküyor, yaklaşınca ölüler mahallesi olduğunu anlayıp için ürperiyor. Köşkler, heykeller mezarevleri süslüyor, öldükten sonrası için bu kadar çaba anlamsız sanki biraz…
Buradan meşhur La Boca’ya gittik, Buenos Aires denince herkesin aklına gelen renkli evler ve sokak tangosu manzaralarının olduğu, turistlerin koşa koşa geldiği (tabiki bol bol kazıklandığı), merkezinde katedral yerine efsane Boca stadyumununun bulunduğu,arka sokaklarında ise Buenos Airesin en fakir insanlarının yaşadığı ve en tehlikeli sokakları ve tabii Maradonanın doğduğu, yetiştiği yer. Rengarenk iki sokak film dekorunu andırıyor, tangocular insanları restoranlara çekmeye veya acayip tangocu pozlar çektirerek para kazanmaya çalışıyor. Boca tshirtlerinin her türlüsü River tshirtleriyle yanyana satışta. Gerçeğin o kadar dışında bir yer ki, keşke her şey sahici olduğu zaman görmek yaşamak mümkün olsaydı ama artık böyle bir olsaılık söz konusu değil galiba.
Akşam kapanışı La Bomba de Tiempo diye bir perküsyon grubunun hangar gibi bir yerde verdiği müthiş konser ve Gardelim mahallesinden aldığımız çeşit çeşit nefis empenadalarla yaptık ve sabahın köründe Şiliye doğru yola çıktık.
Buenos Aires hakkında genel değerlendirme yapmayacağım, acayip bir şekilde bizi içine aldı, çok benimsediğimiz çok mutlu olduğumuz (herşeye rağmen!) bir yer, umarım bu şehirle hikayemiz hiç bitmez!

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Çok keyifli bir gezi oluyor eminim sizin için, fotoğraflara ve içten anlatımınıza hayran kaldım, bütün yazılarınızı okuyamadım henüz ama devam edeceğim;) Paylaşımınız için teşekkürler:)

    YanıtlaSil
  3. süpersiniz !!
    tesadüfen farkettim blogunuzu.. hemmen okumaya başlayayım :)

    yolunuz açık olsun !!

    YanıtlaSil